Bir işletme fiyatını belirlerken çoğu zaman iki rakama bakar: maliyeti ve rakibin fiyatı. Bu iki rakam da fiyatın ne olması gerektiğini söylemez. Maliyet yalnızca alt sınırı, rakip fiyatı ise piyasanın bir anlık fotoğrafını verir. Fiyat, müşterinin aldığı değerin karşılığıdır ve bu değer her müşteride aynı değildir.
Fiyat üzerinden rekabet etmenin sorunu, kolayca taklit edilebilmesidir. Rakibiniz yarın fiyatını sizinkinin altına çekebilir ve elinizde başka bir üstünlük kalmaz. Üstelik düşük fiyat, marjı da birlikte götürdüğü için hizmet kalitesine yatırım yapacak kaynağı bırakmaz. Bir süre sonra ucuz olmak zorunda kalırsınız, çünkü başka söyleyecek bir şeyiniz kalmamıştır.
Fiyat aynı zamanda bir sinyaldir. Piyasanın belirgin biçimde altında bir teklif, kalite konusunda soru işareti doğurur. Daha da önemlisi, yalnızca fiyata bakan müşteriyi çeker. Bu müşteri grubu en çok pazarlık eden, en çok destek isteyen ve daha ucuzunu bulduğunda ilk ayrılan gruptur. Marjı düşürüp iş yükünü artıran bir bileşim.
Yıllarca fiyat artırmayan işletmeler, sonunda bir kerede büyük bir artış yapmak zorunda kalıyor ve asıl tepkiyi o zaman alıyor. Düzenli ve küçük artışlar, seyrek ve büyük artışlardan çok daha kolay kabul ediliyor.
Artışı duyururken gerekçeyi açıklayın ama özür diler bir tonla değil. Neyin iyileştiğini, kapsamın nasıl genişlediğini anlatın. Yeterince değer üretiyorsanız müşterilerinizin çoğu kalır; ayrılanlar genellikle zaten en düşük marjlı olanlardır.
Fiyatınızı düşürmeden önce şu soruyu sorun: sorun fiyatta mı, yoksa değeri anlatamamakta mı? Çoğu durumda cevap ikincisidir ve indirim, anlatım sorununu çözmez; yalnızca gizler.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz.